hayatın gerçek değerini anlayabilen tek kişidir o.. insanlar hayatlarına o kadar önem veriyorlar, o kadar üstüne gidiyorlar ki, onların gereğinden bu kadar fazla paha biçtiklerini gördükçe, ondaki değeri daha da düşüyor dünyanın. ölüm korkusunu da hiç anlayamadı zaten. muhakkak başlarına gelecek bir olay için neden bu kadar acı çektirirdi ki insanlar kendilerine? ya da elinde somut bir şimdi varken geleceği meçhul bir gelecek için elindekini boşa harcama ya da harcatma çabası sonradan mı musallat olurdu insana yoksa doğuştan mıydı? onun gibi, ne gerek var bulunamayacağı halde mutlak cevaplar aramaya nasılsa nihilizmden ötesi özneldir demek en doğrusu değil miydi? ama kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışmaya kimsenin hakkı olmadığını biliyordu. mantığı mutlak doğruları da reddetmiyor muydu zaten?en büyük korkusu kısacık hayatta alelade bir insan olmaktı –her ne kadar akli görüşüyle çelişse de engel olamadığı şeylerden biriydi- yakalayacağı karga beyaz değilse ava çıkmanın ne anlamı kalırdı ki onun için? –ki beğenilmek falan değildi amacı sadece farkı hissedebilmekti. onunla en çok gurur duyduğum nokta ise insanın başına gelebilecek en güzel şeyin, zaten başına gelen şey olduğunu anlayabilmiş olmasıydı. Böylece en berbat duyguyu, pişmanlığı, hiç yaşatmadı kendine…
2006'
